EDEBİYAT VE EDEBİYAT TARİHİ


28/10/2008 · Kategori: EDEBIYAT

1- EDEBİYAT VE EDEBİYAT TARİHİ


Güzel Sanatlar

 İnsanların alelâde duygulardan ve düşüncelerden başka bir de bediî duygular ve yüksek düşünceler vardır. Güzel sanatlar dediğimiz bilgi şubeleri bu bediî duygulardan ve yüksek düşüncelerden doğar. Bediî duygu demek güzellikler ve iyilikler karşısında duyulan yahut güzellik ve iyilik yaratmak kabiliyetinde olan duygudur. Yüksek düşünce ve de günlük düşüncelerin üstüne iyiyi, doğruyu, güzeli yaratacak olan düşüncedir. Yani bediî duygu ve yüksek düşünce demek olan insan duygusunun ve düşüncesinin yaratıcı tarafı demektir.

İşte bu bediî duygularla yüksek düşüncelerin söz ve yazı ile ifadesine heykeltıraşlık ve mimarlık deriz. Güzel sanatlar bu saydığımız beş bilgi şubesinden yani edebiyat, musiki, resim, hekeltıraşlık ve mimarlıktan ibarettir. Bununla beraber diğer sanatlardan bazılarının da güzel sanata kaçan tarafları vardır. Mesela marangozluk alelâde bir sanat olduğu halde marangozluğun ince ve ileri bir şekli olan oymacılık güzel sanatlardan sayılabilir.

 Edebiyat

 Bediî duygu ve yüksek düşüncenin söz ve yazı ile ifadesine edebiyat denir. Bu tarife göre edebiyat çerçevesine giren eserlerin pek az olması icap eder. Çünkü okuduğumuz pek çok şiir, hikaye ve romanın bedi'i duygudan, yüksek düşünceden mahrum olduğunu görüyoruz.Fakat buna rağmen böyle birçok eserler edebiyat çerçevesine girer.  Çünkü bir milletteki halkın hepsi aynı seviyede değildir.Türlü seviyelerde ve türlü düşüncelere malik inan kümeleri vardır. Bazı eserler yüksek düşüncelerin ve bediî duyguların mahsülü olmamakla beraber bir sınıf halk tarafından sevilir, tutulur. Bu eser o sınıf için iyi,güzel ve yüksektir. Bundan dolayı muhtelif seviyelere hitap eden eserleri edebiyat adı altında toplarız. Fakat hiç şüphesiz asıl edebi eserler yüksek kültürlü ve milli seciyesi kuvvetli insanlara hitap eden edebiyattır. Ötekilerine ise 'sınıf edebiyatı' veya 'zümre edebiyatı' demek daha doğrudur.

 Edebiyat iki türlüdür: Sözlü edebiyat, yazılı edebiyat. Bir millet geri bir halde iken, daha yazısı yokken onun sözlü edebiyatı vardır. Bu edebiyat babadan oğula, ağızdan ağıza geçerek millet içinde yaşayan ve masallar,türküler,darbımesellerden ibaret olan bir edebiyattır. Yazılı edebiyat ise bir milletin yazıyı icat veya kabulünden sonra meydana getirdiği ve taşlara, kağıtlara yazdığı bir edebiyattır. Bununla beraber yazısı olan ilerlemiş bir millette de bir yandan sözlü edebiyat devam edebilir. Mesela Türkler ileri bir millet oldukları, asırlardan beri yazılı bir edebiyata malik bulundukları halde bir yandan da sözlü bir edebiyatları vardır. Darbımeseller, maniler, türküler, masallar, fıkralar vesaire... Fakat bu sözlü mahsulleri mütemadiyen yazıya geçirildiğinden ve içtimai hayatın değişmesi dolayısıyla yeni mahsül vermekte gitgide daha kısır davrandığından sözlü edebiyat günden güne küçülüp daralmaktadır.

 Edebiyat tarihi

 Edebiyat tarihi,tarihin bir koludur. Bir milletin edebi mahsullerini, yahut başka bir tarife duygu ve düşünce mahsullerini, tarih çerçevesi içinde,mütalea eder. Her edebi eser ve her şair bir milletin ve bir tarih devrinin yetiştirmesi olduğu için edebiyat tarihini de tarih umumi gidişi içinde görmek lazımdır.

Bir ağacın yemiş verme şartlarını incelerken nasıl onun toprağını da göz önünde bulundurmak lazımsa, edebi mahsullerin nasıl meydana geldiğini anlamak için de o devrin tarihini bilmek icap eder. O halde Türk edebiyatı tarihi demek, Türklerin en eski çağlardan günümüze kadar meydana getirdikleri duygu ve düşünce mahsullerinin asır asır, o asrın tarihi içinde mütealeası demektir. Tabiîdir ki edebiyat tarihini iyi anlamak için bütün medeniyet unsurlarının da tarihini önceden bilmek şarttır. Böyle olmazsa edebi eserlerin doğuşundaki sebep ve neticeler iyi anlaşılamaz. Edebiyat tarihi medeniyet tarihinden pek az farklıdır. Türk tarihi üç büyük çağa ayrılır:

1- Uzak doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmiyetten önceki) Türk tarihi;

2- Yakın doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmi devirde) Türk tarihi;

3- Batı medeniyeti çerçevesinde Türk tarihi.

 Birinci devir Türklerin İslâmiyeti kabulüne kadar yani onuncu milâdi asra kadar sürer.

 İkinci devir onuncu asırdan Tanzimata kadar yani 1839'dan sonraki zamandır.

 Türk edebiyatı da üç devreye göre üç büyük karakter gösteren üç bölüme ayrılır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

EDEBİYAT-TARİH İLİŞKİSİ


28/10/2008 · Kategori: EDEBIYAT

İnsanlığın toplumsal, kültürel, ekonomik gelişmesini belgelere dayanarak anlatan bilim dalına “tarih” denir. İnsanın geçmişe karşı duyduğu merakın, yarına ait endişelerinin ve varlığını sürdürebilmek için gösterdiği çabaların bir ürünü olan tarih, insan topluluklarının yer-zaman göstererek hayatını, kültür ve uygarlıklarını anlatır.

İnsanı ilgilendiren her şey, tarihin içindedir. Edebiyat tarihi araştırmalarının temeli olan edebî eserin konusu da insandır. Her ikisinin ortak noktası ise insanla ilgili gerçekleri vermeye çalışmasıdır.

Edebiyat tarihçisi ve tarihçi “geçmiş” üzerinde çalışır; Ama aynı yöntemi kullanmakla birlikte, uygulamada birbirlerinden ayrılır. Tarihçinin üzerinde çalıştığı geçmiş, artık devrini tamamlamış, tarihin malı olmuştur. Edebiyat tarihçisinin konusu olan geçmiş ise sanat eserleriyle varlığını sürdürmektedir.

Tarihçi, kişiler üzerinde olaylarla ilgisi oranında dururken; edebiyat tarihçisi, sanat eserlerini oluşturan belirli kişiler üzerinde durur.

Edebiyat tarihçisi, sanatçının özelliklerini ve onun incelediği çağın dilini, zevkini, edebî karakterini inceler. Bu bağlamda sanatçının Özelliklerini ve çağdaşlarından ayrıldığı noktaları saptar. Edebî eserlere yönelik araştırmalar yapar. Tarihçi, incelediği eserlerdeki kişisel görüşleri bir yana bırakmak zorundayken, edebiyat tarihçisi bu bölümleri değerlendirerek yazarı eserinden hareketle tanımaya çalışır.

Tarihçi ve edebiyat tarihçisinin değerlendirmeye alınan kaynaklar karşısındaki tutumları da farklıdır. Kaynaklar tarihçi için yanıltıcı ve taraflı yazılmış olabilir. Halbuki sanat eserleri kendilerini olduğu gibi yansıtır.

Tarih, toplumların geçmişteki yaşamını inceler. Çevre, kültür, ekonomi, güzel sanatlar gibi insanı ilgilendiren her şey onun ilgi alanına girer. Edebiyat tarihinin konusu ise edebî eser, o eseri ortaya koyan sanatçı ve edebî eserin ortaya konduğu dönemdir. Edebiyat tarihi, sanatçıyı, eseri ve eserin ortaya konduğu dönemi inceleyerek belli bir dönemin sanat anlayışını ortaya çıkarır. O dönemde beğenilen eserleri, eserlerin etkilendiği akımları belirler.

Edebiyat tarihi aslında tarihin edebiyatı etkileyen, şekillendiren yönüne eğilir. Tarihin alt koludur. Ancak tarihçilerin yaptığı gibi, olaylar neden - sonuç ilişkisi içinde incelenmez. Bu yönüyle de edebiyat tarihi, genel tarihten ayrılır.

Tarihin incelediği olay bitmişken, tarihe geçmişken; edebiyat tarihinin konusu olan edebi eser canlıdır ve bugüne ulaştığı için hâlâ yaşamaktadır. Türk toplumu açısından baktığımızda “Orhun Abideleri”nde anlatılan olaylar çoktan olup bitmiş, tarihe mal olmuştur. Olaylar bugün varlığını sürdürmemektedir. Ancak “Orhun Abideleri” fiziksel olarak hâlâ vardır ve önemli bir edebî değerdir. Yani Orhun Âbideleri edebî eser olarak canlıdır.

Tarihçinin tarafsız olma zorunluluğunun yanında, edebiyat tarihçisi, bir edebî eseri incelerken, onun taşıdığı sanat tazeliği karşısında tarafsız ve heyecansız kalamaz. Sanatçılar eserlerine kendi duygu ve düşüncelerini

yansıtırlar. Ortaya çıkan edebî eser sanatçıdan derin izler taşır. Edebî eserin en önemli özelliklerinden biri de “etkileyiciIik”tir. Bu bağlamda edebî eseri inceleyen edebiyat tarihi de edebî eserden etkilenir. Dolayısıyla edebiyat tarihinin tarafsızlığını koruması çok zordur. Oysa tarih, olaylardan etkilenmez. Tam bir tarafsızlıkla olayları inceler. Olayları neden- sonuç ilişkisi içinde ortaya koyar. Bunu da kanıtlarını açıklayarak yapar.

Edebiyat tarihinin amacı, edebî eseri incelemektir. Bu bağlamda onun amacı sanatsaldır. Oysa tarih için önemli olan bilgidir. Bu bilgi sanatsal bir nitelik taşımayabilir. Edebiyat tarihi için edebî eserin kendisi önemliyken, tarih için eserden elde edilecek bilgi önemlidir.

Tarihî olayların ise edebiyat üzerinde etkisi büyüktür. Edebî eserleri yazıldığı dönemin tarihi bilinmeden tam olarak anlayabilmek ve yorumlayabilmek mümkün değildir. Ancak sanatçının, tarihî bilgileri aynen kullanmak zorunda olmadığı; gelecekte tarih kavramlarını kullanmak ve olay örgüsünü istedi gibi düzenlemek bakımından özgür olduğu unutulmamalıdır.

Bütün bu farklılıklara rağmen tarih ile edebiyat tarihi arasında Çok sıkı bir ilişki vardır. Edebiyat tarihi ve genel tarih birbirini tamamlar. Birtakım yöntemsel farklılıklar bu gerçeği değiştirmez. Bir ulusun geçmişteki duygu, düşünce ve kültür hayatını yansıtan uygarlık tarihi, genel tarihin önemli bir koludur Aynı amaca hizmet eden edebiyat tarihleri, tarihçilerin başvuracağı önemli kaynaklardan biri sayılmaktadır. Bazı edebî eserler, tarihi aydınlatma bakımından büyük önem taşır. Tarih öncesi dönemleri aydınlatmada kaynak görevi gören “destanlar”; siyasal, sosyal ve ekonomik hayat hakkında bilgiler veren “gazavatnâme, se-yehatname, sefaretname, siyasetname, hatıra ve tezkireler” tarih araştırmalarında başvurulacak kaynaklardır. Örneğin bir edebî eser olan Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”si, tarihçiler için de önemli bir kaynaktır. Toplumların ilk edebî ürünleri olan destanlar da tarih bilimi için önemli kaynaklar arasında yer alır. “Yaratılış, Göç, Ergenekon, İlyada ve Odysseia, Şehname, Kalevela” gibi destanlar incelenerek toplumların yaşamları, kültürleri, inançları hakkında bilgiler edinilir. Örneğin Oğuz Kağan Destanı’nı incelerken o dönemin tarihi ile ilgili önemli bilgilere ulaşılır. Yani edebî eser bir anlamda tarihî belge niteliğindedir. Tarihin önemli kaynaklarından biridir. Bu eserler, iki bilim dalı için vazgeçilmez kaynaklardır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

TÜRK EDEBİYATINDA DÖNEMLER


27/10/2008 · Kategori: EDEBIYAT

  1. İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

a)      Sözlü Edebiyat Dönemi

b)      Yazılı Edebiyet Dönemi


  1. İSLAMİYETİN ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI

a)      Divan Edebiyatı

b)      Halk Edebiyatı

  1. BATI EDEBİYATI ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI

a)      Tanzimat Edebiyatı

b)     Servet-i fünun Edebiyatı

c)     Fecr-i Ati Edebiyatı

d)      Milli Edebiyat

e)     Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

f)        1940 Sonrası Türk Edebiyatı


İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI


(...?-11.YY)

 

A) SÖZLÜ EDEBİYAT DÖNEMİ


M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Maniheizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir.


Genel özellikleri:


  1. Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde (kopuz adı verilen sazla) dile getirilmiştir.
  2. Ölçü, ulusal ölçümüz olan hece ölçüsüdür.
  3. Nazım birimi dörtlüktür.
  4. Dönemine göre arı bir dili vardır.
  5. Dizelere genel olarak yarım uyak hakimdir.
  6. Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir.
  7. Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynakKAŞGARLI MAHMUT'UN divani lugatit türk adlı eseridir.


Dönemin ürünleri:


  1. KOŞUK: Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir. Bu tür daha sonra Halk Edebiyatında Koşma adıyla anılmıştır.

 

  1. SAV: Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir.

 

  1. SAGU: Yuğ adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir.

 

  1. DESTAN:Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür.

 

DESTANLARIN ÖZELLİKLERİ

 

1.      Toplumun ortak görüşlerini yansıtması

2.      Olağanüstü özellikler taşıması

3.      Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan...vb.)

4.      Milli dilde söylenmiş olması

5.      Milli nazım ölçüsüyle söylenmiş olması

6.      Oldukça uzun olması

7.      Konuları bakımından savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları şeklinde sıralanabilmesi

 

TÜRK DESTANLARI

 

Destanlarımız yazıya geçirilmedikleri için bugün bunların ancak konularını bilmekteyiz. Bunları da İran, Çin ve Arap kaynaklarından öğreniyoruz.


A)    SAKA DEVRİ DESTANLARI

1)      Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarında Alp Er Tunga'nın yiğitliklerini ve bu savaşları anlatır.

2)     Şu Destanı: İskender'le Türkler arasındaki savaşı ve Türk hakanı Şun'un kahramanlıklarını anlatır.

 

B)     HUN DEVRİ DESTANI

Oğuz Destanı, Hun hükümdarı Mete'yi ve onun yaşamını anlatır.

 

C)    GÖKTÜRK DEVRİ DESTANLARI

1)      Bozkurt Destanı: Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişini anlatır.

2)      Ergenekon Destanı: Bir savaşta yenilen ve Ergenekon�a açılan Türklerin orada bir demir dağı eritip intikamlarını almalarını anlatır.

 

D)    UYGUR DEVRİ DESTANLARI

1)      Türeyiş Destanı: Uygurların bir erkek kurttan türeyişi anlatılır.

2)      Göç Destanı: Uygur Türkleri�nin anayurtlarından göçünü anlatır.

 

            NOT: Destanlar oluşumları bakımından iki grupta incelenebilir.


a)      Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anon,im ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bu türe örnek olarak şu destanları sıralayabiliriz.

İliada, Odysseia                                       Yunanlıların (Homeros)

Kalevala                                                   Finlilerin

Nibelungen                                              Almanların

Ramayana, Mahabarata                             Hintlilerin

Cid                                                         İspanyolların

Chanson de Roland                                    Fransızların

Gılgamış                                                  Sümerlerin

 

b)      Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek bir şairce destanlaştırılmasıdır. Yapma destan örneği olarak şunları sıralayabiliriz:

Virgilius                                               Aeneit

Dante                                                  İlahi Komedi

Tasso                                                  Kurtarılmış Kudüs

Milton                                                Kaybolmuş (Kaybedilmiş) Cennet

Firdevsi                                              Şehnâme

 

B)YAZILI EDEBİYAT DÖNEMİ


Bu dönemi Göktürk ve Uygur dönemi eserleri olarak iki grupta inceleyebiliriz.


            1)GÖKTÜRK (ORHUN )YAZITLARI(VIII. yy): Bunlarda Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta svaşan Göktürklerin hikayesi anlatılır. Bu abideler 38 harfli olan Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları üç tanedir.

                        a) Bilge (Vezir) Tonyukuk Yazıtı (720-725): Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savşlar anlatılmaktadır.

                        b) Kül Tigin Yazıtı (732): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan kardeşi Kül Tigin'in ölümü üzerine bu abideyi dikmiştir.

                        c) Bilge Kağan Yazıtı (735): Göktürk hakanı olan Bilge Kağan'ın ölümünden sonra yazdırılmış birabidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından , törelerinden ve Bilge Kağanın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder.


* Türk adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan Göktürk abidelerindeki yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur.


2) Uygur Dönemi Eserleri: Göktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar Turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kağıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikayenin yanında  kökünç denilen bir tür ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmış

Yorum (yok) Yorum yaz!